Page Rank Nedir?

Posted on Cuma, Mayıs 2, 2008 in GÜNDEM, MAKALE, İNTERNET

Pagerank metodu Google tarafından, sitelerin birbirleriyle orantılı olarak önemlerini yani kısaca popüleritelerini tespit etmek için bulundu

Pagerank metodu Google tarafından, sitelerin birbirleriyle orantılı olarak önemlerini yani kısaca popüleritelerini tespit etmek için bulundu. Bu metod oluşturulurken siteler arasındaki linkler baz alınarak internetteki topoloji örneklendi.

Page Rank’in ana fikri şöyledir: Eğer bir A sitesi B sitesinin linkini yayınlamışsa bunun nedeni B sayfasının A sayfası ziyaretçileri tarafından dolaşılabilecek olarak düşünülmüş olmasıdır. Bu yapıya göre A sayfası B sayfasının pagerankini yükseltmiş olacaktır.

Ancak Pagerank kavramı sadece bunlarla sınırlı değildir. Aşağıda belirttiğim iki fikir de önemli başrol oynar.

A sayfası ne kadar yüksek pageranke sahipse B sayfasının pagerank değeri de buna orantılı olarak artacaktır.
A sayfasında ne kadar az dışarı link varsa, B sayfasının pagerank değeri o kadar yüksek olacaktır. Bu mantığa göre A sayfası sadece B sayfasını link verilecek değerde görmüşse, B sayfasının pageranki çok daha fazla artacaktır.
Mantığı açıkladıktan sonra, bu sistemi gelin formülize edelim. Başlamadan önce açıklayalım, bu formülü Google’ın iki kurucusundan aldık. Formül şu ana kadar değişilik geçirmiştir ancak temel mantığı halen aynıdır.

A 1, A 2 , …, An B sayfasına link veren sayfalar olsun. PR(Ak)’yı da A k sayfasının pageranki olarak kabul edelim. N(Ak) ise Ak sayfasının dış sayfalara verdiği link sayısı olsun. d ise 0 ile 1 arasında değişen ve genellikle 0.85 olan bir katsayı olsun.

Bu durumda PageRank’in matematiksel değeri şöyle olacaktır:

PR(B) = (1-d) + d x ( PR(A1) / N(A1) + … + PR(An) / N(An) )

Belki bu formülün hem basit hem de karmaşık olduğunu düşünebilirsiniz. Basit çünkü sadece birkaç koşula bağlı, karmaşık çünkü hesaplamak için daha önceden başka bir sitenin pagerankini hesaplamanız gerekir.

Aslında bu çok basittir, tüm pagerankleri belli bir değere sabitlerseniz olur biter. Eğer her sayfaya aynı değeri verirseniz; bu değeri kaç alırsanız alın sonuç değişmeyecektir.

Formülü tekrarlamaya başladığınızda sonuç bir önceki hesaplamaya bağlı olarak tekrar hesaplanacaktır. İşlem ilerledikçe pagerank değerleri yerine oturmaya başlayacak, ve bir hesaplamadan diğerine kadar hiçbir değişiklik olmayacaktır

Kaynak: PageRank.gen.tr

Sahte USB 2.0 Hub İncelemeleri

Posted on Pazartesi, Nisan 28, 2008 in DONANIM, GÜNDEM, MAKALE

Sahte güç kaynakları derken başımıza bir de hub’lar çıktı.

Şimdiki anakartlar genelde 8 ile 10 arası USB port ile geliyor ama bunların çoğu arka tarafta ve kasanın ön kısmında iki taneden fazla USB port genelde olmuyor. Haliyle çabucak dolduruyorsunuz. Zaten kasanın önündeki portları pratik ulaşım için boş tutmak faydalı. Örneğin USB bellek tipi cihazları takıp çıkarmak için kasa önündeki portların boş olması tercih edilir. Ben monitörüm üzerindeki portu dahi kullanıyorum sırf bana daha yakın diye. Ama yine de ön tarafa bir port getirme ihtiyacım oldu ve ben de USB uzatma kablosu alacağıma hub alırım daha iyi dedim. USB2.0 olsun dedim almışken. 1.1 almanın anlamı olmadığı gibi fiyat farkı da yok pek.

Eve gelip hemen taktım ve USB 2.0 bellek ile denedim. Windows hep “Bu cihaz daha hızlı çalışabilir” uyarısı verdi. Anladım ki bu hub USB 2.0 değildi.

Önce bu hız konusunu kısaca açalım.

USB transfer hızları üç adet.

Low Speed: 1.5 Mbps= 192KB/sn
Full Speed: 12 Mbps= 1.5MB/sn
High Speed: 480 Mbps= 60MB/sn

Bunlar teorik hızlar. Şu an gelinen noktada 2008 itibarıyla USB 2.0′ın dahi yeterli gelmeyeceği tahmin ediliyor disklerdeki hızlanma nedeniyle. Burada önemli olan konu 480Mbit hızın sadece USB 2.0 ile elde edilebilmesi. Low ve full speed hızlar ise USB 1.1′den kalma. Ancak USB 2.0 geriye uyumlu olduğundan, bu iki hızı da kapsıyor.

Kritik nokta ise bir cihazın USB 2.0 olup 480Mbit hızda çalışmayabilmesi. USB standartlarını koyan USB-IF yaptığı yanlışın farkında ve isim karmaşasını engellemek için bir logo programı başlatmış. USB2.0 ifadesini kullanmak zaten söz konusu değil. Ürün eğer ‘High Speed’ ise aşağıdaki logo mutlaka yer alacak.

Düşük hızlı ürünler ise Hi-Speed ifadesi olmadan sadece USB yazısı ile satılacak. Yani full speed, USB 1.1, USB 2.0 vs gibi ifadeler kullanmak söz konusu değil. Çünkü USB-IF kullanıcıların yanlış yönlendirildiğinin farkında. Düşük hızlı ürünlerin üzerine USB 2.0 yazdığınızda müşteri bunu elbette yüksek hızlı olarak algılayacaktır. Halbuki USB 2.0 bir standart. Hız ayrı bir konu. Ama bugüne kadar USB 2.0 ifadesi, hız ile bütünleştiğinden, firmalar kötüye kullanabiliyor bunu.

Yukarıdaki logoyu da gelişi güzel kullanmak yok. USB IF’in test programından geçmek gerekiyor. Lisans parası da ödeniyor bildiğimiz kadarıyla. Testi geçen ürün logoyu kullanabiliyor. Bu durumda logosuz hiçbir ürün alınmamalı. Ama elbette logo sonuçta taklit edilebilen bir şey. Ama artık siz gerçeği biliyorsunuz. USB hub alıyorsanız yukarıdaki logoya sahip ürünler almalısınız.

USB-IF onayı olmayan ürünler Çin’den çok ucuza gelip düşük fiyatlara satılıyor. Bunlar düşük hızda çalıştıklarından ve sertifika vs ile uğraşmadıklarından fiyatları gerçek ürünlere göre daha düşük oluyor doğal olarak. Piyasada 5YTL’ye tuhaf isimlerle bulabilirsiniz.

Peki nasıl anlayacağız ürün hızlı mı yavaş mı? Bunun iki yolu var. Birincisi satıcıya güvenmek. İkincisi ise ürüdeki logoya ve açıklamalara bakmak. Normalde ikisi de işe yarar ama burası Türkiye olduğundan satıcı bilgisiz olabilir ve/veya daha kötüsü logo sahte olabilir. Bu durumda tek yol denemek. Yazının ilerleyen kısımlarında nasıl yapıldığını göstereceğiz. Pahalıysa güvenebilirsiniz demek istemiyorum çünkü bunu güç kaynakları için demiştik ve dandik güç kaynaklarının fiyatlarını yükseltmişlerdi :)

Şimdi bana denk gelen ürünü göstereceğim.

Ben alırken USB 2.0 hub istemiştim. Marka vs belirtmedim. 14YTL’lik S-Link verdiler.

Ürün bu. Gördüğünüz gibi üzerinde USB 2.0 yazıyor. Yani yanlış etiketleme durumu yok. Ürün böyle gelmiş.

Arkasında etiketi de bulunuyor.

2.0 yazısı yine net bir şekilde gözüküyor. Tabii bunlar ürünün hızı açısından bir bilgilendirme sunmuyor.


Bu da içi. Oldukça basit.

Bizim işimiz içindeki yonga ile. Üreticiyi Sisoft Sandra ya da USB Info programı ile görmek mümkün.

USB info çok iyi bir program ama deneme sürümü insanı deli ediyor. Neyse biz istediğimizi aldık. Ürün USB 1.1 ve full speed. Yonga Atmel’den.

Sisoft Sandra’dan da aynı bilgileri aldık. Atmel’in sitesine girince de high speed ürünleri olmadığını görüyoruz.

Bu farkı şöyle söyleyeyim: Yaklaşık 190MB’lık bir dosyayı 3 dakika 24 saniyede atarken, High Speed USB ile 17 saniyede atıyorum. ‘Full’ ve ‘High’ farkı bu.

Şimdi işin ilginç bir yanını daha göstereceğim. Bizim Ahmet’in elinde geçen sene alınmış aynı marka USB hub var ve o ‘High Speed’

Aynı markanın ürünü ama bu defa kullanılan yonga Genesys firmasından. GL850A yongası High Speed USB destekliyor. Zaten sitelerinde de bu bilgi var.

Ben S-Link’i alınca kutusunu atmıştım. O nedenle bugün pazara çıkıp bir tane daha aldım.

Şimdi kutuya yakından bakacağız zira ürüne sahte dememize sebebiyet veren şey kutusu. Yoksa bu cihazı USB 1.1 diye satsalar bu kadar dert etmezdik. Hızı satın almadan önce görebileceğimiz tek yer kutu. Satın alırken kararı ona göre vermemiz gerekiyor. Kutu bizi yanıltıcı bilgi verirse bu elbette suç.

Büyütmek için resme tıklayın.

Kartonu taracıyı ile taradım. Hemen göze çarpan iki nokta var. İlki tepede USB 2.0 işaretli olması. Bu elle işaretlenmiş. USB-IF’e göre USB2.0 ifadesini kullanmamak gerekiyor çünkü tüketicide ‘high Speed’ beklentisi yaratıyor. Aldatıcı bir durum. Herkes bu detayı bilemez. Diğer nokta ise ‘High Speed’ USB logosu kullanılmış olması. Bu logoları kullanmak için sertifika alması gerekiyor ürünün. Ürün 1.1 olduğuna göre High speed onayı alması mümkün değil. Bu logoyu kullanamaz. ‘High speed’ logosu koyup ‘full speed’ ürün satıyorsanız, tüketiciyi aldatıyorsunuz demektir. Bence bu kutular ürüne bakılmadan üretiliyor. Logolar elbette sahte ama içine isteğe göre ‘high speed’ ürün de konulabilir. Yine sahtecilik olur ama kimsenin fark edeceğini sanmam. Ancak gider de USB 1.1 ürün koyarsanız içine, böyle yakalanırsınız.


Büyük hali için resme tıklayın.

Sahte logo yine kullanılmış ama bu defa açıklama kısmında hızla ilgili yazılı ifade de var.

‘Specification version 1.1/2.0, full speed up to 480Mbps’

Ürün 480Mbps olmadığına göre yine aldatıcı bir ifade.

Dediğim gibi bu kutulardaki bilgi kartonları çok yüksek ihtimalle üründen bağımsız üretiliyor. Eğer ürün gerçekten 480Mbps ise sorun olmuyor, kimse çakmıyor. Üretici de gerçek logo almak için emek ve para sarf etmediğinden ürünü daha ucuza satıyor. Ama bu karton ile verilen cihaz ‘High Speed’ değilse yalan ortaya çıkıyor.

Burada bir soru sorulabilir: Eğer ürün 480Mbps çıksaydı sorun olmaz mıydı? USB spesifikasyonları sadece hızdan ibaret değil. Uygun hıza izin veren ucuz bir hub belki de güvenlik tarafında aksıyordur. Yani bir USB cihaz arızalandığında hub bu arızayı bilgisayara ulaşmadan etkisiz hale getirip sistemi koruyamayabilir. Bunu biz test edemiyoruz. O yüzden sadece hız olarak düşünmemek gerek.

İki S-Link USB hub’ı da Windows’taki basit bir işlemle ile kontrol ettim. USB ‘high speed’ bir cihazı hub üzerinden bağlayınca Windows ‘daha hızlı çalışabilir’ uyarısı veriyorsa o hub yüksek hızda çalışmıyor demektir.

 

S-Link bu üründe sınıfta kaldı ama tek sahte USB ‘high speed’ ürün bu mu?

Yazıcıoğlu’na giderken yanındaki pasajda bir dükkana öylesine girdim ve 10YTL’ye aynı tasarıma sahip bir USB hub daha aldım. Biraz önce bahsettiğim yöntemle kontrol ettiğimde USB ‘high speed’ çıktı. Windows uyarı vermedi yani. Ama elbette bununla yetinemezdim. USB info ile baktım ve gözlerime inanamadıktan sonra hemen içini açtım hub’ın ama doğruymuş. Hub’da kontrolcü devre yok! Yani host özelliği yok. Peki o zaman nasıl dört USB cihaz bağlanacak? Cevap basit bağlanamayacak :) Hub görünümlü şey aslında tam bir USB uzatma kablosu. O nedenle de yukarıdaki testte sorun çıkarmadı zira kök hub USB 2.0 olduğundan, transfer hızında ana USB kontrolcünün hızı kullanılıyor. Dediğim gibi sadece uzatma kablosu işlevi var.

Narita diye bir şey. Üzerinde hızıyla ilgili bir ibare yok. Ama kutunun arkasında 480Mbps desteklediği yazıyor. 10YTL’ye aldım.


Büyütmek için resme tıklayın.

USB info programı ile bakınca ve içini de açınca S-Link’ten daha fena bir tablo çıktı ortaya. Bu üründe hiç kontrolcü yok. Direkt kök hub’a bağlanıyor. USB info bağlantıları diagramlarla göstediğinden bu konuda çok kullanışlı.

Bu tabloda solda dörtlü hub’ı görüyoruz. Bu bizim Atmel veya Genesys yongalı hub’lar. Ona bağlı Kingston USB bellek de gözüküyor mavi çerçevede. Bir şey bağlamasak da dörtlü hub aynen resimdeki gibi gözüküyor zira kontrolcü kendini sisteme bildiriyor.

Narita’yı bağlayınca aynı Kingston bellek bu defa direkt root hub’a bağlanıyor. Dikkat edin arada az önceki gibi bir dörtlü hub yok. Halbuki ‘Narita’ Hub üzerine takmıştık Kingston belleği.

Solda kontrolcülü hub gözüküyor. Sağda ise ‘boş’ Narita hub. Bizim logolarımızı tasarlayan ve yazıylarıyla da tanıdığınız adaşım Murat ‘Karamurat’ Ursavaş aynı zamanda Elektronik mühendisi. Ona danıştım. Yukarıdaki resme tıklarsanız çizdiği yolları göreceksiniz. Fark edeceğiniz üzere portlar birbirine paralel. Yani tamamen göstermelik. Tek bir cihazın bile kararlı çalışmama ihtimali var. Ayrıca ortada gördüğünüz şeyin adı damla kontrolcü/entegre ama Karamurat onun göstermelik olduğunu ve bu devrede bir yerle bağlantısı olmadığını söyledi. ‘Damlanın’ içinde etegre olmadığına emin. Silikon damlatıldığını düşünüyor entegre süsü vermek için :)

Göstermelik mercimek kapasitör ve bir de LED.

Karamurat maliyet analizi de yaptı :)

  • PCB: $0,05
  • 4 konnektör $0,50
  • LED $0,1
  • Polycarbonate Enjeksion (kasa): $0,05
  • 3 vida: $0,01
  • kablo: $0,25
  • USB konnektör: $0,2

Toplamda en fazla 1.25 dolarlık bir ‘ürün’ daha doğrusu ‘atık’. Bize satış 10YTL.

Yine de iki tane USB bellek takınca ne oluyor diye baktım.

 

Windows arıza uyarısı veriyor ve iki cihazın da LED’leri sönüyor. Yani çalışmıyorlar. Kısa devre.

Sonuç

Çinliler USB’ye yeni bir anlam kazandırmış: Uyduruk Sistem Birimi

Hele şu Narita olan tam uydurma. Kimin getidiği belli değil. Üzerinde yazmıyor. S-Link’i getirenler ise belli. İçinde garanti kağıdı da var. Hadi Çinliler para için her şeyi yapabilirler ama bizim ithalatçılarımızın bunları denemeden alması olacak iş değil. Ürün ucuz olsa neyse. 14 YTL ile sahte USB ‘High Speed’ S-Link, piyasadaki en pahalı hub. İthalatçının Çinlilere ‘bize USB 2.0 görünümlü 1.1 ürün verin’ demesi için bir sebep düşünemiyoruz. Daha ucuza satmak için yapılır bu sadece ama durum öyle değil. Aklımıza gelen tek şey Çinlilerin ithalatçıyı kandırmış olmaları. İthalatçı hiç bakmadan piyasaya sürmüş. Aynı firma geçen sene gerçek ürün de satmış. Niyetleri kötü olsa gerçeğini satmazlardı. Sahte ürün satmaları için mantıklı bir neden bulamadık. Elbette gerekli kontrolü yapmadıkları için kabahatliler.

Peki bu ürünleri satan satıcılarda suç yok mu? Açıkçası ellerine gelen her ürünü kontrol eden bir firmaya rastlamadım. Ancak sürekli iyi markalarla çalışan firmalar bu durumlara düşmez. Ucuz ürün de satan yerlerin başına bu tür şeyler her an gelebilir. Sahte 9600 yazımızı hatırlayın. EXA’nın başında patlamıştı. Burada aslında daha vahim bir durum var. Ben aldığım yere ikinci ürünü de alıp sahteliğini onaylayınca ürünleri götürdüm. Teknik serviste baktılar kendileri de gördüler. Sonra yetkili ile görüştüm ve “biz hemen gerekeni yapacağız “sözünü aldım. Yani basit bir şekilde durumu anlatınca firma tedbirini alıyor. Ürünleri hemen iade alalım sizden dediler ama veremezdim tabii; zira bunlar delil. Demek benden duyana kadar bir kişi dahi ‘kardeşim bu hub tuhaf çalışıyor’ dememiş. Hız farkı anlaşılmayacak gibi değil. Hatta belki de yavaşlık fark edenler, taktıkları USB bellekte suç bulup servise verdiler ve sağlam denilerek evlerine gönderildiler. Bir kısım müşteri ise USB 2.0 nedir nasıl çalışır bilmeden bu böyle herhalde deyip şüphelenmedi bile.

Çizgi Elektronik’ten Niyazi Saral sahte güç kaynakları ile uğraşırken ürün başına çok büyük cezaların olduğu konusunda sık sık uyarı yapardı. İş sanayi bakanlığına giderse firmanın ceza alması kaçınılmaz. Yani ben sahte ürün aldığım için bu işin peşine düşsem herhalde sonuç alırdım. Onun yerine uyarıyoruz. Önce kullanıcıları. Test etmek çok kolay; siz de elinizdeki hub’ları test edin! Bu yazıda yayınladığımız tasarıma sahip Hub’ları markası ne olursa olsun almayın. Bilinen markaların ürünlerini alın. Güney köprünüzü yaktığınızda anakartınızın garanti dışı kalacağını unutmayın. 5-10YTL’ye iyi ürün beklemeyin.

İthalatçılar ellerindeki ürünleri kontrol etsin. Piyasadakileri toplatmak en doğrusu ama pratik çözüm bu ürünlere kocaman USB 1.1 etiketi basılması. O zaman zaten pek kimse almaz. Tabii hız haricinde sistem güveliğini tehlikeye atan bu ürünleri yavaş da olsa tercih etmemek gerek. Bugün bir iki yere daha sordum hub. Sahteleri toplamaya kararlıydım ve bir iki tane daha buldum. Ama ithalatçı biraz dürüst davranmış ve barkoda 1.1 yazmış. Bir kaşka yerde satıcı sattığı ürünü bildiğinden, ‘USB 2.0 değil bizdekiler’ deyip vermedi.

Konuyla ilgili umut verici bir gelişme ise sektörden. Duyduğumuza göre Ağustos sonuna kadar ellerindeki ürünleri düzgün etiketlendirmeyen veya standart dışı ürün satanlar kendilerine çeki düzen vermezlerse, haklarında yasal işlem başlatılacakmış. Tabii bu düzenlemele zaman alacak ama artık bir şeylerin yapıldığı ve bu defa lafta kalınmayacağını söyleyebiliriz. Tüketici olarak bizim de yapabileceklerimiz var. Elinizdeki ürün sahteyse ya da aldatmaya yönelik etiketleme yapılmışsa bu linkten sanayi bakanlığına direkt şikayet edebilirsiniz.

Umarız bu yazımızdan ve sektörün kendi içindeki çabalarından sonra piyasadaki ürünler düzgün etiketlenir ve Çinlilerin yolladığı her ‘çöp’ piyasaya sürülmez.

Kaynak: pclabs.gen.tr

Su Soğutma Hakkında Genel Bilgiler

Posted on Pazartesi, Nisan 28, 2008 in DONANIM, GÜNDEM, MAKALE

h2.jpg

Hemen hemen tüm bilgisayar bileşenlerinde kullanılan ve bir standart haline gelen hava soğutma, silisyum bazlı yarı iletken teknolojisi ile paralel bir gelişim göstermiştir. İlk masaüstü bilgisayarlarda kullanılan Intel 8086 işlemcilerden günümüzün 4 çekirdekli transistör canavarı Quad Core’lara kadar geçen bu uzun süre içerisinde, performansın yanında işlemci sıcaklık değerlerinde de oldukça fazla artışlar oldu. Özellikle Pentium’un ilk modellerinden olan Pentium 1-2-3’den sonra çıkan Pentium 4 serisi, bizi sıcaklık kavramı ve devasa büyüklükteki soğutucularla tanıştırdı. Bir zamanlar üzerinde barındırdığı 60 mm.lik fanların kullanıldığı minik alüminyum soğutuculardan, günümüzde kullanılan ve 160 watt’lık peltier’lerin desteklediği 2 adet 120 mm’lik fanın soğuttuğu apartman ebatlarındaki hava soğutuculara kadar devam eden bu süreçte ulaştığımız son nokta, su soğutmadır. Peki neden su soğutma?

İnsanoğlu uzun bir zamandır, dünya dışında su arıyor. Çünkü su, hayatın temel taşlarından biridir ve o olmadan hayat varolmaz. Ancak bilgisayarları soğutma alanında bizi ilgilendiren asıl konu, suyun hayati temel fonksiyonları değil, suyun fiziksel yapısıdır. Su yani H2O, havadan daha yoğun bir madde yapısına sahiptir ve özgül ağırlığı havadan daha fazladır. En basit yaklaşımla bu iki özellik suyu, havadan daha fazla ısı taşıma kapasitesine sahip kılar.

Hayatın içinden çok basit örnek, konuyu anlamakta yardımcımız olabilir. Gecenin bir vakti minik bebeğinizin karnı açıktı ve siz kalkıp ona mama hazırladınız. Ancak mamayı biberona koyduğunuzda, sıcaklığının biraz fazla olduğunuz gördünüz. Ne yaparsınız? Biberonu üfleyerek mi yoksa bir çeşmenin altında akan suyla mı soğuturunuz? Eğer üfleyerek (hava ile soğutmaya) kalkarsanız, çok uzun bir süre mama soğumaz ve bebeğiniz ağlamaktan bitap düşer. Ama biberonu çeşmenin altında suyla soğutursanız, mama çok hızlı bir şekilde bebeğinizin içebileceği sıcaklığa düşer ve minik yer mantarı mutlu olur.

Bir işlemciyi suyla soğutmak, bebeğinize hazırladığınız biberonu çeşme altında soğutmaya benzer. Su soğutma sistemleri; daha hızlı soğutma sağlar, daha etkilidir ve hiçbir hava soğutmanın kolay kolay veremeyeceği performansı verir.

h-1.jpg

Peki su zararlı mıdır? Duruma göre değişebilir. Eğer su, sel halini alırsa yada boğazımıza kaçarsa kesinlikle tehlikelidir. Özellikle denizde yüzerken birden ortaya çıkan 10 mt.lik bir deniz dalgası, bize inanılmaz anlar yaşatabilir. Ama su soğutma sistemlerinde kullanılan ve ortalama 750 ml.lik hacme sahip olan suyun bize fazla bir zararı dokunmaz. Bize dokunmaz ama ya bilgisayarımıza?

Kullanıcıların, su sistemlerine bakışını negatif yönde etkileyen en büyük nedenlerin başında suyun elektriği iletmesidir. Daha doğrusu, suyun iletkenlik özelliğinin olmasıdır. Ancak bilinen fizik kurallarına göre; “su iletkendir, ancak saf su yalıtkandır”. Size ilginç gelebilir ama su soğutma sistemlerinde sıvı olarak kullanılan saf su, yalıtkan olmasından dolayı ELEKTRİĞİ İLETMEZ. Bir çoğumuzun bilmediği bu konu yüzünden bilgisayarlarımızda kullanılan su sistemlerine pek sıcak bakılmamaktadır. Çünkü sistemde oluşabilecek herhangi bir kaçağın, bilgisayar bileşenlere zarar vereceği zannedilir. İçi saf su dolu bir kabın içine bilgisayarı yerleştirerek (sabit disk ve optikler hariç, çünkü bu bileşenler mekanik parçalar içerir) çalıştırabilir, hatta günlerce oyun oynayabilirsiniz. Hikaye aslında basittir:

Yağmur olarak adlandırdığımız doğa olayı; suyun buharlaşarak gökyüzüne çıkmasından ve yoğunlaşarak yeryüzüne inmesinden meydana gelir. Bulutların taşıdığı su, saf haldedir. Nehirler, barajlar, arıtma üniteleri, su dağıtım şebekesi ve en son evlerimizde bulunan çeşmelerden akana kadar su, bol miktarda kirlenir. Bu kirlenme, suyu saf halinden çıkartarak içeriğinde bol miktarda mineral, kum, yosun, kireç, klor vs. gibi maddeler bulunmasını sağlar. Ve bu su, KESİNLİKLE İLETKENDİR. Ancak elektriği ileten suyun moleküler yapısı değil, içinde bulunan maddeler ve minerallerdir. Bu yüzden, su soğutma sistemlerinde kullanılan saf sudan korkmamız için, en azından fizik kurallarına göre herhangi bir nedenimiz yoktur. İlave bilgi olarak; evde saf suyu üretmek istiyorsanız, bunun en sağlıklı yöntemi kaynatma yada diğer bir deyişle damıtmadır. Damıtılmış bir su, içeriğinde bulunan tüm mineral ve yabancı maddelerden kurtularak en temel haline (H2O) dönüşür.

Saf su iletken değildir ama, su soğutma sistemlerinde biz bu suyu “saf” olarak kullanamayız. Çünkü saf su “KOROZYONA” neden olur. Eğer sıvı olarak sadece saf su kullanırsak, bir süre sonra özellikle bakır parçaların yüzeyinde korozyon meydana gelecektir. Bu yüzden hazır olarak satılan “korozyon önleyici katkı maddelerini” kullanmak zorundayız. Bunun yanında bazı kullanıcıların sıvı olarak tercih ettiği antifriz, alternatif bir seçenektir. Otomobillerde kullanılan antifrizin temel görevi; motoru soğutan suyun düşük hava sıcaklıklarda donmasını engellemektir. Ancak bilgisayarlarda kullanılan su sistemlerinde -18 dereyi görmek pek mümkün olamayacağı için biz, antifrizin ikinci işlevi olan “KOROZYON ÖNLEME” özelliğinden faydalanıyoruz.

Su soğutma sistemini oluşturan parçalar

Su sistemleri temel olarak 3 ana parçadan meydana gelir. Su blokları, radyatör ve pompa. Bu parçalara ek olarak indikatör (su akışının izlenebildiği akış göstergesi), su deposu, su hortumları ve suyun sıcaklığını gösteren digital göstergeler de kullanılır.

Su Blokları:

Hava soğutma sistemlerinde kullanılan heatsink’lerde olduğu gibi, su bloklarında da ısı iletim değerleri yüksek metaller (bakır) kullanılır. Yeni nesil bloklarda ise, bakır taban üzerindeki gövde plexi’den imal edilir. Bu şekilde blok içinde dolaşan sıvıyı rahatlıkla görebiliriz. Su bloklarında 2 yada 3 adet konnektör bağlantısı bulunur. Su, hortumlar yardımıyla bir konnektörden bloğa girerken, ısıyı yüklenen sıvı diğer bir yada ikinci konnektörden soğutulması için radyatöre gönderilir. Soğutma performansını birebir etkileyen bloğun fiziksel yapısı, kanallardan ve sivri çıkıntılı yüzeylerden oluşur. Bazı bloklar, nispeten düzgün olmayan bir tabana sahip olurken, bazıları ise ayna kadar pürüzsüz bir yüzeye sahiptir.

İşlemci Bloğu:

h-3.jpg

Kuzey Köprüsü Bloğu:

h-4.jpg

Ekran kartı Bloğu:

h-5.jpg

Harddisk Bloğu:

h-6.jpg

İşlemci bloğunun iç yapısı:

img_6135.jpg

Radyatör:

h-7.JPG

Otomobillerde kullanılan akrabalarıyla aynı çalışma sistemine sahip olan su soğutma radyatörleri, bloktan gelen sıcak suyun soğutulduğu ünitedir. Üzerine 120 mm.lik fanların monte edildiği radyatörler, bakır su borularından ve çok sayıda ince alüminyum yapraktan oluşur. 120 mm, 240 mm ve 360 mm. standartlarında imal edilirler ve hava soğutmada olduğu gibi su soğutma sistemlerinde performansını en çok etkileyen bileşenlerdir. Hava soğutmanın temel performans ilkelerinden biri olan “büyük hacimli soğutucu” kavramı, radyatörler içinde kesinlikle geçerlidir. Her ne kadar sistemin adı “su soğutma” olsa bile, sistem içinde kullanılan sıvı, hava ve radyatör ile soğutulur. Bu yüzden, büyük radyatörler daha fazla ısıyı dağıtma özelliğine sahiptir.

Su Pompası:

h-8.jpg

Bir çoğumuzun evinde kullandığı akvaryumlarda bulunan pompalarla aynı mekanik yapıya sahip su pompaları, sistem içindeki suyun belli basınçla hareket etmesini sağlar. Bir çok sistemde standart olarak üretilen 220 voltluk “havuz pompaları” kullanıldığı gibi, 12 volt modifiye edilmiş pompalarda bulunur. Su pompasının en önemli kriteri sessiz çalışması ve istenilen su basıncını üretmesidir. Bunun yanında radyatör büyüklüğü, hortum uzunluğu ve blok sayısına göre pompanın saatteki debi oranı da büyük önem taşır. Çok sayıda bloktan (işlemci, ekran kartı, kuzey-güney köprüsü ve sabit disk bloğu) oluşan bir sistemde, su pompasının oluşturduğu basıncın yeterli olması gerekir.

Su Hortumu:

h-9.jpg

Su hortumları sıvı soğutma sistemlerinde bulunan pompa, radyatör ve blok arasındaki bağlantıyı sağlayarak sıvının taşınmasını sağlar. Normal akvaryum hortumlarından farklı olarak daha kalın ve sert bir yapıya sahiptirler. Sert olmalarının en büyük nedeni; hortumun bükülerek su akışını kesmesini engellemek içindir. 10/8, 10/6 ve 1/2 standartlarında üretilirler. Şeffaf, siyah iç yüzeyi metal sargılı UV duyarlı modelleri vardır.

Konnektör:

h-10.jpg

h-11.jpg

Su bloğu, radyatör ve pompa üzerine takılarak, su hortumlarının bu bileşenlere geçmesini sağlayan montaj parçalardır. Çelik ve nikelajlanmış çelikten üretilirler. G 1/8 ve G1/4 vida genişliği standartları bulunur. Hortumu, konnektör üzerine sıkı geçme ve konnektör yuvasına vidalama olarak iki çeşit bağlantı tipleri vardır.

Indicator:

h-12.jpg

Sistemde varolan su hareketinin izlenebildiği, basit bir yapıya sahip mekanik parçalardır. İki adet konnektör bağlantıları bulunur. Su; bir konnektörden girip diğerinden çıkarken, indicator’ün içinde bulunan mekanik parça suyun akış hızıyla beraber döner. Ayrıca sisteme ilave edilen indicator’ler, görsellik olarak da son derece hoş görüntüler verirler.

Su Deposu:

h-13.jpg

Kapalı sistem olarak çalışan sıvı soğutma da, sistemin içindeki havayı almak ve sisteme su eklemek için dizayn edilmiş minik su hazneleridir. Genellikle plexi ve alüminyum malzemeden imal edilirler. Üzerlerinde birden fazla konnektör bağlantısı bulunur. Asli görevlerinin yanında, görsel modifikasyon malzemeleri arasında yer alırlar.

Su soğutma sistemlerinin montajı

Birçok kullanıcının kabusu olan montaj aşaması, aslında sanıldığı kadar zor bir işlem değildir. Hatta bazı model su soğutma sistemlerinin kurulumu, üst seviye işlemci heatsink’lerinden daha basittir. Kuralları ve dikkat etmeniz gereken noktaları bildiğiniz sürece, bırakın suyu bir bilgisayarı gaz yada yağla bile soğutmanız mümkündür.

- Satın aldığınız su soğutma sisteminin içinden çıkan kullanım kılavuzunun içinde anlatılan montaj aşamalarını HARFİYEN YERİNE GETİRİN.

- Su hortumlarının bükülmemesine ve katlamamasına özen gösterin. Katlanan bir hortumun içinden SU AKIŞI GERÇEKLEŞMEZ. Ya pompa zorlanarak yanar yada hortumlar bağlantı noktalardan aşırı basınç yüzünden ayrılır. Hortum satın alırken, sert ve kolay bükülmeyen modelleri tercih edin.

- İşlemci, kuzey köprüsü, ekran kartı yada hd. bloklarına konnektörleri vidalarken YÜKSEK TORK UYGULAMAYIN. Özelikle pense gibi aletlerle konnektörü sıkmayı hiç denemeyin. Bu aletlerle yapacağınız baskı, blok üzerine bulunan plex’inin çatlamasına neden olur. En sağlıklı yöntem, konnektörlerin elle sıkılmasıdır.

- Su soğutma sistemine sıvı koyduktan sonra, kapalı sistem içinde mutlaka hava boşlukları oluşacaktır. Bu havayı sistemden dışarı çıkartmanız gerekir.

- Sistemi ASLA bilgisayara monte edip hemen çalıştırmayın. En az 2 saat kasa dışında bağımsız çalıştırın ve bunu kesinlikle İHMAL ETMEYİN. Eğer hatalı bir montaj yaparsanız, hatanızı kasa dışına çalıştırılan sistem üzerinde rahatlıkla görme ve müdahale etme şansınız vardır.

- Gereğinden fazla abartılı su pompası kullanmayın. Ortalama tek bloklu bir su soğutma sisteminin içinde bulunan su miktarının, yaklaşık olarak 1 lt. olduğunu unutmayın.

Örnek bir su soğutma sisteminin montajıyla konuyu açalım.
Eheim 1046 su pompası:

h-14.jpg

Pompaya konnektörlerin vidalanması:

h-15.jpg

7.jpg

Aqua işlemci bloğu:

img_6035.jpg

Bloğa, Intel 775 anakart monte parçalarının takılması:

h-16.jpg

Bloğa konnektörlerin takılması:

h-17.jpg

Alphacool 240 mm. Radyatör:

h-7.JPG

Radyatöre konnektörlerin takılması:

h-18.jpg

Radyatöre fanların monte edilmesi:

6.jpg

Hortumlar konnektörlere takılıp sisteme sıvı ilave ettikten sonra, su soğutma çalışmaya hazır. Sistem kasa içinde yada dışına rahatlıkla konumlandırılabilir.

h-19.jpg

Kaynak: pclabs.gen.tr

Bilgisayarları yavaşlatan 5 program

Posted on Perşembe, Nisan 24, 2008 in GÜNDEM, MAKALE, YAZILIM

PC’nin sistemi ve işleyişini yavaşlatan en önemli 5 program tespit edildi.İngilizce’de bu tür programlara ‘Elephantware’ adı veriliyor. Yani ‘Hantal programlar’

 

 

Hantal programlar. Adından da anlaşılabileceği gibi bu programlar yepyeni bilgisayarınızın size yavaş, çok yavaş, aşırı yavaş çalışıyor gibi görünmesine neden oluyorlar ve o kadar para verip en son model işlemcili bir bilgisayar aldığınızda “hiçbir değişiklik görmüyorum, yandı, gitti paralar” gibi düşüncelere kapılmanıza yol açıyorlar.

Zaman zaman çalışırken “ekranın donmasına” neden oluyorlar. Sistem kaynaklarını inanılmaz bir savurganlıkla harcıyorlar.

İki de bir ekrana daha yeni, daha güncel ve daha hantal yeni bir versiyonun çıktığına dair uyarı kutuları görüntülüyorlar.

Peki bu uygulamalarla hayatımızı karartmaya devam etmek zorunda mıyız?

Download.com’un anket sonuçlarına göre suçlu 5 program belirlendi;

Acrobat Reader

Hayatımızın önemli bir parçası haline gelen PDF formatının geliştiricisi olan bu program tek bir işe yarıyor: PDF görüntülemek. Ve bunu da sistemi son derece zorlayarak yapıyor. Neredeyse iki ayda bir yeni bir versiyon çıkarıp sisteme kurmanız gerektiği konusunda uyarılar görüntülüyor. Zaman zaman sorunlu olarak yüklenen veya hiç yüklenmeyen eklentileri yüzünden sistemi kilitleyebiliyor. Tüm bunlar, alt tarafı bir sayfalık bir belge görüntülemek için!

iTunes

Apple’a sormak gerekli. Alt tarafı tüm görevi medya yönetimi ve çalması olan bir uygulamayı bu kadar hantal yapan şey nedir? Gün geçtikçe daha da karmaşıklaşıyor, yüklemesi uzun sürüyor, görüntüsü çirkinleşiyor ve bellekte aşırı yer işgal ediyor. Güzel, dört dörtlük bir alternatifi de yok işin kötüsü.

Real Player

Real Player doğru adımları atmış olsaydı YouTube kadar popüler bir sistem olabilirdi. Onun yerine elimize herkesin nefret ettiği, sistemine yüklemek bile istemediği bir medya formatını destekleyen oynatıcı kaldı. Sürekli olarak ekranda uyarı kutuları görüntülemesi, size Rhapsody ve SuperPass satmaya çalışması da Real Player’ı kullanıcıların uzak durması gereken bir program haline getiriyor.

Internet Explorer

Tüm zamanların en büyük kavgasına hoş geldiniz. Hangi tarayıcı? Internet Explorer mı? Yoksa alternatifleri mi? IE 7.0 kesinlikle IE 6.0 sürümüne göre daha iyi, ancak bu bile programın itici yönlerini gizlemeye yetmiyor. Kavga devam edecek gibi görünüyor ama en azından eğer IE’den bıktıysanız Firefox kullanmayı deneyebilirsiniz.

Microsoft Outlook

Acaba Microsoft’un 2008′li yıllara geldiğimizden haberi var mı? Hem GMail hem de Yahoo Mail Microsoft’un en gözde e-posta uygulamasından daha hızlı çalışıyorlar hem de daha faza özellik içeriyorlar. Özellikle günümüzün en önemli derdi olan spam filtreleme konusunda da zayıf bir grafik çizen Outlook işyerinde kullanım aşamasında da gerek organizasyon gerekse zaman yönetimi konusunda kullanıcıların başına derde sokup duruyor. Oysa amacı onlara yardımcı olmak, hayatlarını kolaylaştırmak.

Yine Microsoft ürünü olan Outlook Express ya da Vista ile beraber gelen Windows Mail kullanarak problemlerinizin çoğunu çözebilirsiniz.

Kaynak: Haber7